Ayvalık ve ona göbekten bağlı Cunda Adası, Ege’nin en gözde tatil yerleri arasında. Deniz, güneş ve güzel yemek, bunda elbette büyük pay sahibi. Ama söz konusu olan Ayvalık ise, bu üçlemeye bir şey daha eklemeli: Sarımsak taşı!

11.09.2020

İnsan tatile gideceği yeri taşına göre seçer mi, demeyin. Konu Ayvalık ise, seçer. Elbette yaz tatili için Ayvalık’ı tercih eden birine bu seçiminin nedenini sorduğunuzda, “Sarımsak taşı,” değil, “Rakı, balık, Ayvalık,” diye yanıt vermesi çok daha olasıdır. Ama rakının serbest piyasada her yerde ulaşılabildiğini, mesele balıksa, Ayvalık’tan çok daha bereketli sahil kasabaları olduğunu, kuzey Ege’ninse diğer yörelere nazaran daha geç ısındığını düşünürseniz, bu yanıtta bir bit yeniği aramaya başlayabilirsiniz.

 

Evet, Cunda ve Ayvalık, standart tatil beklentisi içindeki insanlar için Türkiye’deki en ideal yer değildir belki. Büyük oteller yoktur, plaj bulmak zordur. Rüzgarı sert, denizi serindir. Bu küçük kasabada yazın trafik büyük şehirleri aratmaz. Hatta bayram tatillerinde, jandarmanın Cunda girişini trafiğe kapadığı bile olur. Bir araba daha girecek olsa, neredeyse ada batacaktır!
 
O halde bu bölgeyi özel kılan nedir? Yanıt belli: Dokusu ve rengi. Çünkü bu ikisi, başka hiçbir yerde yoktur. Ayvalık’a gidenler, “Sarımsak taşı yoksa, tatilden bir şey anlamıyorum,” demez belki. Ama her yıl onları buraya getiren o anlaşılmaz büyü, başka hiçbir şeye benzemeyen o taşın rengindedir. Akşamüstü eski Rum evlerinin arasında gezindiğinizde, günbatımında tatlı bir pembelikle dolan sokaklarda fotoğraf çektirdiğinizde, bugün bir kütüphane ve kafe olarak hizmet veren tarihi değirmende manzaraya karşı bir çay içtiğinizde, ya da turistlerin olmazsa olmazı Taş Kahve’de dibek kahvenizi yudumlarken hissettiğiniz keyif, fark etmeseniz de, adını bilmeseniz de, sarımsak taşının yarattığı büyülü atmosferin eseridir.
 
Lavdan Doğan Değer
 
Sarımsak taşı, adını çıkarıldığı bölgeden alıyor. Ayvalık ve Cunda’nın tarihi sokaklarına rengini veren bu taş, Sarımsaklı bölgesinin biraz ilerisindeki Badavut mevkiinden çıkarılıyor. Ayvalık çevresindeki binaların neredeyse tamamı bir zamanlar bu taşla inşa edilirken, Badavut'un SİT alanı olmasının ardından, sarımsak taşı da zor bulunur bir yapı malzemesi olmuş. Bugün sarımsak taşına ulaşmanın neredeyse tek yolu, yıkılan binalardan elde edilen taşları geri dönüştürmek. Bu taşların her biri, elde, keski ve çekiçlerle şekillendiriliyor. Dolayısıyla taşı bulmak da yeterli değil. Taş ustası da aynı derecede önemli.
 
Yanardağ faaliyetleri sonucunda 15 milyon yıllık bir süreçte oluşan ve ateş taşı adı da verilen lav akıntıları, yörenin tarihsel, en belirgin yapı malzemesi olan sarmısak taşına hayat vermiş. Yöreye özgü, kırmızımsı renkteki sarımsak taşı, dayanıklılığı, kolay işlenebilirliği ve rengi nedeniyle bu coğrafyada yüzyıllar boyunca tercih edilmiş. Bölgedeki kilise, manastır, okul ve resmi dairelerin tamamına yakını gülkurusu rengindeki bu taşlarla inşa edilmiş. Ünü Osmanlı döneminde artan sarımsak taşı, Balkanlar'dan Ortadoğu'ya kadar pek çok cami ve kilisede de kullanılmış. Bugünse, sarımsak taşı tabir-i caizse, nesli tükenmekte olan bir malzeme.
 
 
Ayvalık Mimarisi
 
 
150 yıllık geçmişiyle Ayvalık ve Cunda evleri, bugün Anıtlar Kurulu tarafından koruma altında. Büyük bölümü tescillenmiş olan neo-klasik yapılar, pembe renkli sarımsak taşı ve ahşabın güzel uyumunu yansıtıyor. Hepsi, yöresel malzemelerle, yörenin iklimine en uygun biçimde yapılmış sağlıklı yapılar.
 
Ayvalık, Cunda ve çevresindeki binaların tamamına yakını, sarımsak taşı dışında da belirgin ortak özelliklere sahip. “Neo-klasik” üslupta yapılan binalar, zamana karşı değerini yitirmeyen, eski Roma ve Helen yapı izlerini taşıyan bir mimari anlayışı temsil ediyor. Sarımsak taşından inşa edilen binalar, 50 santimetre kalınlığında duvarlarıyla kışın sıcak, yazın serin kalıyor. Eski adıyla Yeniçeri, günümüzdeki adıyla Küçükköy’de üretilmiş nitelikli tuğla, demir, kurşun ve kereste de Ayvalık’taki yapıların bugüne dek ayakta kalmasını sağlayan yapı unsurlarından.
 
Tarihi Ayvalık evlerinin zenginliğini ve güzelliğini keşfetmek için labirentvari Ayvalık sokaklarına dalmak yeterli. 19. ve 20. yüzyıla ait yapıların birçoğu sağlam ve kullanılır durumda olduğundan, kent, adeta bir açık hava müzesi. Bu evler aynı zamanda kentin tarihsel ve kültürel belleği.
 
 
Bölgede konutlar genellikle iki - üç katlı. Konutların alt katları yığma taş, üst katlar ise karkas yapım tekniği ile yapılmış. Kimi konutların giriş kapılarının üst kısmındaki üçgen veya yarım daire şeklindeki alınlıklarda yapım tarihleri yer alıyor. Giriş kapıları, kemerli ve süslü. Döküm kapı tokmakları da oldukça ilgi çekici. Evler bitişik nizamda, sokağa bakan tek cepheleri de, sütunlarla, alınlıklarla, silmelerle alabildiğine gösterişli hale getirilmiş. Kapı ve pencere sövelerinde mutlaka sarımsak taşı veya ateş tuğlasıyla belirlenmiş kemerler var. Evlerin çatı kaplamaları ise kiremitle yapılmış. Ara sokaklarda gezinirken, taşın estetik kullanımına, ahşap işçiliğinin kalitesine, ferforje işçiliğine, kapı ve kapı tokmaklarına, malzemedeki ayrıntı ve estetiğe hayran olmamak elde değil. İnsanları her yaz akın akın bu yöreye taşıyan da, işte bu benzersiz fon olsa gerek.
 
Ayvalık ve Cunda’da bir gezi, size kendi yaşam alanlarınız konusunda da sayısız fikir verebilir. Sarımsak taşı bulmakta zorlanabilirsiniz; ama artık kültür taşlarıyla benzer dokular yaratmak hiç olmadığı kadar kolay. Seçin, ahşapla, kültür tuğlasıyla, ferforje unsurlarla birleştirin. Göz zevkiniz, tatile hasret kalmasın. 
 
Benzer modelimiz Masso'nun örnek uygulamalarını görmek için tıklayabilirsiniz.